Monday, February 26, 2007
dishonesty
Friday, February 09, 2007
Monday, January 29, 2007
Sunday, January 28, 2007
name the soundtracks of your life
Sunday, January 21, 2007
biraz daha az telaşlı yaşamayı tercih ederim, mümkünse.
Friday, January 19, 2007
minimise pain
Tuesday, December 19, 2006

Tuesday, December 12, 2006
12.12

Thursday, December 07, 2006
Tuesday, December 05, 2006
roads

aralığın bu yağmurlu gününde itiraf edeyim: kıvrılarım tüm maddesellikleriyle karşınızda! elimden kaçıp gidiyorlar, engelleyemiyorum. bilir misiniz, bu şehir gibisinde deniz yok, martılarla uyanırım. pazar kilise çanları, cumartesi kızarmış ekmeklerin serenatları ve arkalarda hep aynı şarkı.. belki de, şehirler ne kadar küçük olurlarsa o kadar uzun isimler seçerler kendilerine merak edilmek için. büyüsüne kapılmayın!
Monday, December 04, 2006
mesafelere dolanır düşten mevsimler.
parlayan kar topları hayal eder
toparlamak için kendini
ya da geçişlerine nezaket katar, yapraklarında soldurduğu kuruntuların
şehirlere takılan düşleri.
kırıltı kırıntıları ile eşleşir
devam etmek için ileri.
Thursday, November 30, 2006
loin des villes
Wednesday, November 29, 2006
He wore sun glasses&starry eye suprises
Monday, November 20, 2006
Gent

Sunday, November 05, 2006
Thursday, November 02, 2006
Wednesday, November 01, 2006
kaydetmek.kaybetmek
Monday, October 23, 2006
Friday, October 13, 2006
yutkun unut
HAYIR! beklenmedik bir çarpışla çırpınırlar, bir kaçışım var mıydı diye gerçekten de geç.miş.ten..
tenleri yanar,
geçse de mevsimler,
küçültemezler, büyüttüklerini..
Thursday, October 05, 2006
çok şık bir yazı
Wednesday, October 04, 2006
Tuesday, October 03, 2006
first impression

Monday, October 02, 2006
Bruxelles, tout en ailes!
Sunday, October 01, 2006
cache mir!
Wednesday, September 27, 2006
sonradan, şehir
merdivenle çıkılan ikinci katından sabah güneşini tam gözüme alıyorum ve evimizin tahta kokusundan ellerime sinen kuru soğuğu elma kokulu kremlerimle gidermeye bakıyorum. Nedendir bilinmez, nerede değilsek orası iyi gibidir. Yabancılaşmayı kendin yaratırsın, hiç yabancı olmadığın ve asla olamayacağın bir şehrin kaldırımlarında kendini jonglörler etrafında tutarsız bırakırsın. evini eskiciden alınmış pahalı kitaplarla donatır, balkonunda en çok, başka yerde olamamanın üzüntüsünü tadarsın ve onu gidermek için yapılabilecek hiçbirşeyin yolunu bulamazsın. anı ne zaman anlamını kazanır? burada maddeleştirilmiş anılar yüklüyorum belleğime, yeşertiyorum, grileşmesinden korkarak çekeceğim filmlerime renkler arıyorum. Louvain-La-Neuve diye garip mi garip bir yerdeyim, bir sonradan yaratılmış oyuncak şehir... tadı tahtaya benziyor, kokusu soğana, sokakları plastikten, insanları hamurdan canlandırılmış gibi. anlatırım.
Louvainkaravillalphaneuve
D'aller droit devant soi,
Vers tout ce que l'on aime..."
Sunday, September 17, 2006
Tuesday, September 12, 2006
naftalin maline
Wednesday, September 06, 2006
Wednesday, August 23, 2006
taktımankaraya
bir sokak biçimi görsem,
bir bina kıvrımı,
bir yol geçidi,
bir taksi durağı, ufacık bir yağmur lekesi bile girmiş olsa kareye
ankara tanıdık..
fakat artık kırık kaldırımlarını sayamıyorum.
her kırığa ankara diyerek,
ankara'yı kırgın bırakıyorum.
Monday, July 31, 2006
Friday, July 28, 2006
turn&curl
kıvrıl!
ankara düzleştiriyor saçlarımı, tek düzeleştiriyor yaşamı
tuzdan omuzlarım soyulmuyor burada, tenim açık açık, günlerimi koyultuyor
eteklerim uçuşmuyor, ayakkabıların topuklusu yollarına yakışmıyor
yolda yürümek, kumda koşmaktan da zor geliyor.
ankara, sesime uymuyor,
içime sığmıyor.
saçlarım burada kıvrılmıyor..
kıvrıl! kıvrıl! kıvrıl!
olmuyor.
"niyeyse, olmuyor işte!"
Wednesday, July 26, 2006
asada bozosca



sanki durgun gökyüzünde şarap yapar, sarhoş ederdi pırpırlar.


kirpi saklı yollara veda ederken, beyaz tortorun karesinden saklanırdı her bir an.

tenler yere değer bir gölge düşürürken antik şehirde,

masalını anlatırdı buruk dikenlere karışmış taştan tiyatrolar..

ve unutkanlık büyüleri hatırlanırdı güneş batana dek sırtından..
deepnote:
Bozcaada - Asos tatilinin bol lodoslu resimlerinde kuznm ve özge'nin çektikleri de var. ama masalı oluşturmak için sözcükler resimsiz çukurlarında olacakları için, süslemeli zamanı çayda iki şeker eritme süresinde. kuznm love you. özge, herşey için saol..
Saturday, June 24, 2006
sycamores at the masquerade store

Gerçek hayatın devasa hayallerindeki renkleri ayarlayabilme gücü, 12 yaşındayken, Baz Lurhmann'ın Romeo+Juliet'inde çıktı karşıma..
Özellikle, sahildeki tiyatro sahnesindeki renk tonlarına büründürebilmek istediğime karar verdiğim andan beri hayatı, bir empatidir gitmekte devamlı.
araya filmler girdi çokça, ve nadiren yapaylıktan sıyrılırdı filmler taa ki

"dark side of the sun" aniden karşıma çıkınca..
Brad Pitt'in inanılmaz çocuksuluğunu maske ardına gizleyen bu Yugoslavya'da geçen filmde, tertemiz güzellikteki kızın şarkısı çıkmaz aklımdan ve her defasında aynı derecede üzer Brad Pitt'in yunuslarla yüzüp "i want to live" dediği açılışla, güneşte parlayan Bach - Air on a g string'in tınıları..
Friday, June 23, 2006
Saturday, June 10, 2006
Friday, May 26, 2006
"doubt obscures the true vision of the heart"
gerçekleri biliyor ama gerçeklemiyoruz, doğrusu.
Sunday, May 14, 2006
Thursday, May 11, 2006
simpli.city

saatlerin 15 geçelerinden birinde, işte tam bu açıdan bakarım yeryüzüne.. yorgun, ışınlanmak isteğinde ve sade.
Monday, May 08, 2006
instance coincidence

Sirkeci Garı'ndan Cuma günleri Selânik'e kalkan Dostluk/Filia treni, uzaklığını kestiremediğim bir gelecekte bekler beni.
Orient Express'in efsanevi lacivertliğinin izlerine rastlarken gara attığım son bakışlarımda, aklımda tek bir soru ile içime çekerim bistro havasını:
"Filmlerdeki gibi hayatta kalabilir miyim tren giderken, çalılara atladığım ve 1 km boyunca yuvarlandığımda?"
Saturday, May 06, 2006
Sunday, April 23, 2006
daydream, unclean
çünkü bugün dışarısı öyle bir güzeldi ki.. (balkondan izlediğim kadarıyla)
happy in autumn&very sad in return
uzun gündüzlerde vakit kalmaz içtenliğe, insanların birbirlerini süzmesinden..
Monday, April 17, 2006
to wish impossible things
pardon, siz gerçek misiniz¿ demek istiyorum. siz gerçek misiniz¿
Sunday, April 16, 2006
meet me never
aldığım yepyeni giysiler
kestirdiğim saçlarım
içtiğim günlük beyaz şaraplarım
ve "karşılaştığımız" her günü kanatlarıyla kaldıramayacak solgun kelebeklerim ile
yorgun ve bahar cıvıltılarına uzağım.
Friday, March 31, 2006
break apart

içmek hiç bu kadar güzel gelmemişti, hep bir baş dönmesiyle eve gidip sorumsuzca yarını beklemekle geçti günlerim..

daha ne kadar devam edebilirdim acaba böyle..
aramaya üşenerek onu..
ve insanların güzel notları arasında unuttum bazen pek çok şeyi
ama uzun uzun dalıp gittiğim de oldu..

ve güneşin tutuluşunda anladım sonunda, ara değil, ayrılıktı bu..

















